Cumhuriyet gazetesine konuşan iklim uzmanı Prof. Dr. Murat Türkeş, Türkiye’nin iklim politikalarının yetersiz olduğunu vurguladı. Meteoroloji tarafından açıklanan “2026 Su Yılı” yağış verilerine göre, Türkiye genelinde bu yılki yağış miktarının ortalamanın (1991-2020) yüzde 29, geçen yılın ise yüzde 72 üzerinde olduğu belirtildi. Ancak, bu olumlu görünümün yanı sıra, kuraklık ve su krizine dair uyarılar da devam ediyor.
Prof. Dr. Türkeş, son aylardaki yağışların iklim krizinin etkilerini ortadan kaldırmadığını belirterek, uzun vadede kuraklık riskinin hala devam ettiğini ifade etti. Türkiye’nin son iki yıl boyunca yaşadığı kuraklığın ardından, 2025 Aralık ayından itibaren yağışların belirgin bir şekilde arttığını söyledi. Ancak, mevcut durumun meteorolojik kuraklık açısından olumlu bir tablo oluşturmadığını açıkladı.
Mayıs ayının mevsim normallerine yakın, ancak serin ve yağışlı geçtiğini belirten Türkeş, “Bu yıl Doğu Akdeniz’de etkili olan atmosferik sistemler sayesinde Türkiye yağış almaya devam ediyor. Normalde polar jetin daha kuzeye çekilmesi gerekiyordu, ama hâlâ Türkiye’nin güneyine inen cephesel sistemler aktif durumda.” dedi. Önümüzdeki günlerde Türkiye’nin büyük bölümünde sağanak ve gök gürültülü yağışların beklendiğini belirten uzman, bunun kısa vadede kuraklığın etkilerini azalttığını ancak uzun vadeli riskleri ortadan kaldırmadığını vurguladı.
“Yağışlı yıllar, kuraklık tehlikesinin sona erdiği anlamına gelmiyor.” diyen Türkeş, iklim modellerinin özellikle Doğu Akdeniz için ciddi riskler ortaya koyduğuna dikkat çekti. 2040’lı yıllardan itibaren Türkiye’nin daha sıcak ve kurak koşullarla karşılaşabileceğini ifade etti. “Bir yıl yağışlı geçti diye su sorunumuz kalmadı dememeliyiz. Uzun süreli kuraklık analizleri, yeni kuraklık dönemleriyle karşılaşabileceğimizi gösteriyor.” dedi.
İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin etkilerinin giderek belirginleştiğini ifade eden Türkeş, yağışlı dönemlerle kurak dönemlerin daha sert geçişlerle yaşandığını belirtti. Türkiye’nin tarım politikalarına dair de değerlendirmelerde bulunan Türkeş, iklim değişikliğiyle mücadele için çok sayıda çalışma olduğunu ancak bunların entegre bir yapıya dönüşemediğini vurguladı. Kamu kurumları, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları arasında eş güdüm eksikliği bulunduğunu söyledi.
“İklim değişikliğini tam anlamıyla içselleştiren bir kamu politikası yok.” diyen Türkeş, mevcut tarım politikalarının genellikle krizin ortaya çıkmasından sonra şekillendiğini belirtti. “İklim değişikliğiyle mücadele ve iklim krizinin olumsuz etkilerini azaltacak bütünleşik bir yapının henüz oluşturulamadığını” ifade etti.
Kanal, maden, enerji ve büyük inşaat projelerinin iklim dengesi üzerindeki etkilerine de değinen Türkeş, Türkiye’de doğa koruma odaklı bir yaklaşımın yeterince uygulanmadığını dile getirdi. Bu bağlamda, su havzaları ve ormanların yeterince korunmadığını belirtti.